NİHAT ZİYALAN’LA SÖYLEŞİ / Taner Alp
T.A. :
– Sinema izleyicisi sizi Yeşilçam’dan tanıyor. Ancak 1980’de sinemayı bırakıp Avustralya’ya yerleştiniz. Bu kararı nasıl verdiniz?
N.Z. :
– Ben sinemayı bırakmadım, o beni bıraktı. 1980’in Mayıs ayında sevgili Türkan Şoray’la yaptığım “Azap” filmini bitirmiş, kulağım telefonda yeni iş bekliyordum. Ama bir türlü telefon çalmıyordu. Karımdan ayrılmıştım ve kalacak yerim olmadığından Şişli’deki bir kahvede barınıyordum. Nihayet bir film şirketinde çalışan yakın arkadaşım Fethi Naci’nin eşi aradı. Durumumu bildiği için müjdeli bir sesi vardı. “Bizim şirket peş peşe film çekecek Nihat, sonunda sıkıntın bitecek. Soyunur musun?” dedi. Birden başımdan aşağı bir kazan kaynar su değil bir nehir kaynar su aktı sandım. “Nasıl yani?” dedim. Müjdeli sesi ikna edici bir sese dönüştü. “Çoğu film şirketi ayakta kalabilmek için seks filmleri çekmeye başladı. Soyunursan evin, araban, bankada paran olacak” dedi. Aklıma şimdi doktor olan biricik oğlum geldi. Bir de ilk gençlik yıllarımda Yılmaz Güney ve Özdemir İnce’yle verdiğimiz “Yolumuz insanlığı değiştirmek, toplumun vicdanı olmak” sözü. Ter dökerek “Hayır soyunamam” dedim.
T.A. :
– 45 yıldır Avustralya’dasınız. Nasıl bir hayatınız var? Türkiye’ye özlem duyuyor musunuz?
N.Z. :
– Beni burada Nâzım Hikmet işe aldırdı. Sidney Havaalanı’na ilk indiğimde karşılaştığım ortamdan ürktüm. Tam bir festival havasıydı. Çeşitli ülkelerden gelenlerin filmlerde bile görmediğim renkli giysileri, konuştukları dil. Nedir bu başıma gelen diye hayıflanarak otomatik kapıdan çıktım. Çocukluğumdan tanıdığım okaliptüs kokusuyla kucaklaştım. O zaman rahatladım. Ben hoplayıp zıplayan kanguru, yılan, timsah beklerken, iki yanı ağaçlık, çiçeklerle rengarenk yollar gördüm. Kaldırımlarda insanların birbirine diş bileyerek yürüdüğü bir ülkeden geliyordum. Burada sokaklarda insanların ışıl ışıl merhaba demeleri bir anda burayı bana sevdirdi. Koşturmaca yok, her şey salına salına. İki ay evinde kaldığım kardeşim sonunda haklı olarak artık bir iş bulup düzenimi kurmam gerektiğini söyleyince birden süngüm düştü. İngilizce “yes-no”dan öte değildi. Aktörlüğüm, yazarlığım burada para etmezdi. Beni filmlerimden tanıyan İmam adlı bir arkadaşım beni teselli etmek için “pub” denilen meyhaneye götürdü. Bir karış suratla biramı yudumlarken İmam’ın selamlaştığı yelekli, gümüş köstekli ve takım elbiseli bir adam beni işaret ederek bir şeyler söyledi. Türkler tarafından tanına bir avukatmış. “Türk şairi Nâzım Hikmet’i çok severim, onun ülkesinden bir şaire yardım etmek isterim” diyerek kartının arkasına adres yazdı. “Sabah bu adrese git, demiryollarına seni almaları için arkadaşları arayacağım” dedi. Dışarı çıkınca sevincimden İmam’ı öptüm.
Avukatın verdiği adrese gittim. Kapıda bir adam beni karşılayıp kuyruğa girmeden içeri aldı. Ertesi gün işe başladım. Mavi tulum, postal, faraş ve süpürge. İşi kaybederim korkusuyla kan ter içinde ortalığı süpürürken oradaki Türklerden biri önce etrafımda döndü, sonunda “Sen artist Nihat Ziyalan’a benziyorsun” dedi. “Ben Nihat Ziyalan’ım” dediğim an içimden bir ağlama tutturdum. Sonraki günlerde omuzlarımdaki saçım sapır sapır döküldü. O arkadaş koşa koşa diğer Türklerin yanına gidip “Şurada yeri süpüren biri var, kendini Nihat Ziyalan diye yutturuyor” dedi. O sabah beni çalışma yerine götüren kişi gerçeği söyleyince hepsi şaşırmış.
Cennet gibi bir yer olan Sidney’e ayak bastığımdan beri tam bir Adanalı gibi yaşıyorum. Geldiğim yer aklımdan gitmediği için hep taptaze. Buranın nimetlerinden yararlanarak, geldiğim yerdeki insanların sorunlarını sorun ederek yazıp duruyorum. Orayla yaşıyorum. Sorularınızı yanıtlarken televizyondan Halk TV’nin sesi, fırından güvecin kokusu geliyor..
T.A. :
– Avustralya’da edebiyattan ve şiirden kopmadınız. Son yayınlanan “Sen Neredeysen Oraya” isimli şiir kitabınızdan bahseder misiniz?
N.Z. :
– Burada kaybolmadıysam, hayata tutunup gidiyorsam ana dilime yapıştığım, yazabildiğim içindir. Buranın Sanat Bakanlığı tren yollarında hamallık yaptığım sırada şiir yazdığım için bana 3 bin dolarlık yardım yaptı. Avustralya böyle bir ülke. Niçin ana dilinde yazıyorsun diye de asla sormadılar. Böylece 3 öykü, 3 roman, bir oyun ve 9 şiir kitabı ürettim. “Ve Yayınevi”nden çıkan “Sen Neredeysen Oraya” 90 yaşıma bir armağandır…
(Taner Alp,”Beni Nâzım Hikmet İşe Aldırdı”, OT Dergisi 146, Ocak-Şubat 2026)
//::Not Defterimden sayfasından, 12 Şubat 2026


