Atölye Söyleşilerinin yirmi ikinci konuğu farklı medyumlarla üretim yapan Mehmet Ali Yıldız.
Mehmet Ali Yıldız’ın resimlerinde bazen portre bazen de imgeler görünür olur. İnsanımsı bedenler, ceketli bir adam, siyasi bir figür, bolca çiçek işlerinde karşımıza çıkar.
Yıldız’ın çiçek ve ateş seçimi resim yüzeyinde politik bir söylem kazanır. Ateş sıklıkla başvurduğu araçlardan biridir. Sanatçı, ateşi kendi perspektifinde ana malzeme haline dönüştürür.
Yıldız’ın son dönem ürettiği yüzeyde, bazen kendi formülünü, sanat iksirini oluşturduğu ve boyanın kimyasına müdahale ederek ürettiği resimler görünürdür.
Kendinden bahseder misin?
Ben Mehmet Ali. 1994 yılında İstanbul’da doğdum. Her zaman böyle biriydim. Ben malzemeler üretip, tarifler hazırlıyorum. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde eğitim gördüm. Öğrenciliğimden beri hep sanat üretiyorum. Sanıyorum buna zorundayım. Doğada vahşi hayvan görme deneyimine yakın bir heyecan ve iştah duyuyorum. Habitata, sistemlere ve insan doğasına çok ilgiliyim. Sistemler ve ritüeller oluşturuyorum. Ve derinlere dalmayı seviyorum.

Şu anda çalıştığın mekânın atölyen haline gelme süreci nasıl şekillendi? Bu atölyede ne zamandır üretim yapıyorsun?
Bu atölye benim için stratejik bir öneme sahip. 4 yıldır bu atölyede üretiyorum. Burası bir mutfak gibi. Atölyelerimin kendi doğası olmasını önemsiyorum. Bu, zaman ve eylemler ile örüntüleniyor. Bu konuda hep büyüyerek, ilerlemeci bir yapı güdüyorum. Buradaki atölyeyi pandemiden sonra kurdum. Oldukça kişisel bir alan olarak kurguladım. Ve hayatımın bu döneminde oldukça merkezde konumlandım. İşlerimin insanlarla çarpışmasını istedim. İşe yaradığını söyleyebilirim. Anti alan konularına da
meraklıyım. İçerisi ve dışarısı.. hepsi bazen planlı.
Üretmek dışında atölye senin için ne ifade ediyor?
En iyi ve en kötü günlerimi burada geçiriyorum. Burası benimle birlikte yaşıyor. Burası bir dağ, bir göl ve küçük bir kale.
Bu atölye bir canlı, bir koku ve bir ses olsaydı neler olurdu?
Burası bir canlı olsaydı ben olurdu. Ya da atölye kedisi Lucifer, bilmem.
Koku işi daha kolay. Yanık kokardı. Hmm ses. Bunu düşünmemiştim. Do major bir uğultu, ya da tamam yine Lucifer sesi.
Bir sanatçı atölyesini sadece üretim yeri olmaktan çıkartan unsurlar nelerdir?
Genelde neredeyse burada yaşıyorum. Habitat gibi olması gerekiyor. Kendi unsurlarının hepsini barındırması için neden sonuç ilişkilerine ihtiyaç var. Bu sebeple aile mobilyaları, boş alanlar, bir mutfak. Ve siyah perdeler tabi. Her zaman sosyal bir iş değil.

Atölyenin görünmeyen, ama senin için en önemli malzemesi nedir?
Çiviler. Çiviler olmasa hepimiz yerlerde olurduk. Kendim çakıp işlerimi asabiliyorum. Bir tanesi bile çok iyi taşıyor. Bazen 2-3 çivi ile işlerimi asıyorum. Eğer yetmezse onlarca çivi çakıp yine işlerimi asardım.
Atölyeler gizli alanlar mıdır? Ziyaretler esnasında seni rahatsız eden durumlar oluyor mu? Nedir onlar?
Bazen evet gizli. Demin bahsettiğim siyah perde bunun için var. Nedense çoğumuzun atölyesi toprağın bir kat altında. Oradan hem çıkmaya çalışıyoruz, hem de seviyoruz.
Atölyeni bir günlüğüne bir sanatçıya verseydin eğer o isim kim olurdu?
Yağız Seis’e bırakırım. Yabancıya anahtar bırakmayı sevmem.
Son olarak atölyende bir günün nasıl geçiyor?
Doğrusu hangi günden bahsettiğimize bağlı. Ancak her zaman bir yandan üretiyor olurum. Onlarca saat bir işi üreten biri değilim. Deneylerden ve yeni yollardan daha çok keyif alıyorum. Bu sebeple geneldeki rutinim de üretim alanı ile kendime ayırdığım alanın iç içe geçmesiyle oluşuyor. Buradaki sosyal ortamdan da faydalanıyorum. Bazen çıkıp kahve içiyorum. İşlerin kurumasını beklerken hayatta sevdiğim şeyleri de burada yapıyorum. Araştırma ve bir şeyler okuma ve projelendirme işim de tam olarak buralarda oluyor. Bu ara eve iş götürmüyorum. Son günlerde atölyeye erken geliyorum. Kahve içip fiziken işin içinde oluyorum. Uzun hazırlıklar yok. Tüm gece bunu düşünmüş olurum. Bedensel aksiyonun ancak zihnimi de harekete geçirebileceğini düşünüyorum. Yakın arkadaşlarım sanatçı. Çoğu zaman çevremde olurlar. Onlarlayken de bazen çalışıyorum. Yani sabit bir döngü olmamakla beraber acı kahvemi de atölyede içmeye gayret gösteriyorum. Kendimi konuya itmem lazım…
Nil Has / Söyleşi


