Bu Bir Devlet Değil, Kabile Tiyatrosudur!
“Tanrı adına yönetiyorum” dediğiniz an; sorumluluktan kurtulur, hesap vermez, her türlü pisliği yapar ama asla suçlanmazsın.
Bu söylem, yöneten için sarsılmaz bir meşruiyet ve dokunulmazlık zırhıdır. Bu kurnazca kurgu; istediğine makam ve servet dağıtma, istediğini terörist ilan edip hapse tıkma özgürlüğü sağlar.
Türkiye’de laiklik neden tutmadı?
Çünkü bu insanların ne demokrasi, ne hukuk ne de birey olma kültürü var.
Biz bir “ulus” değiliz; biz inanç, aşiret veya çıkar bağlarıyla birbirine tutunmuş kompartımanlarız.
Bir haksızlık olduğunda “Mağdur bizden mi?” diye bakılan yerde toplum olmaz.
Atatürk 1923’te bir zihin restorasyonu yaptı, bizi “kul”dan “birey”e taşımak istedi ama kabile insanı bu yükü taşıyamadı.
1938’den sonra gelen her yönetici Müslümandı ve oy uğruna laik kültürü edinmekten vazgeçtiler.
Bugün geldiğimiz noktada devlet yok, meclis yok, bakanlar yok; hepsi birer vitrin, birer illüzyon.
Sadece tek adamın keyfi yönetimi ve bu tiyatroyu ayakta tutan bir yalan illüzyonu var.
Bu sistemin kalbi kadın üzerinden atıyor.
Sistemi ayakta tutan, kadının bastırılması ve cahil bırakılmasıdır.
Şöyle düşünün: Bir çiftçinin 10 bin lirası olsa, 5 inek 5 öküz mü alır, yoksa 9 inek 1 öküz mü? Tabii ki 9 inek alır; çünkü amaç sürüyü çoğaltmak, sisteme sorgulamayan neferler yetiştirmektir.
Bu sürü insanı; tarih boyunca savaş esiri kadınları cariye yaparak, bir erkeğe 4 nikahlı ve sayısız nikahsız kadın bağlayarak, küçücük kızları evlendirerek üredi ve çoğaldı.
Bu bir aile kurma değil, cahil nesiller üretme fabrikasıdır.
Kadın bir eş değil, bir “üretim birimi”dir, sermayedir.
Bugün bu çark modern dünyada çatırdıyor ama hala sürdürmeye çalışıyorlar.
Bunlar için torpil ve keyfiyet hayatın tek kuralı.
Modern binaların içinde ortaçağ kafasıyla yaşayan, sadece içgüdüleriyle hareket eden bir insan yığını…
Yol, köprü, tünel, havalimanı dikmekle medeni olunacağını sanıyorlar.
Oysa hukuk, demokrasi, özgürlük; insan, hayvan ve doğa hakları gibi değerleri yok.
Kültürlerinde yok, dinlerinde yok, yani inançlarında böyle bir dert yok.
Bilinçli ve eğitimli bir kadın; sorgulayan evlat yetiştirir, haklarını arar ve “Allah adına” yapılan o büyük soygunu şak diye fark eder.
Bu yüzden bu kabile kültüründe modernleşme “namussuzluk” olarak pazarlanır.
Onlar için namus sadece kadının apış arasındadır; hırsızlıkta, yolsuzlukta namus aranmaz!
Türkiye’deki kriz bir hükümet sorunu değil, bir zemin sorunudur.
Bir doku reddi yaşanıyor.
Buradan çıkışın “kültür devrimi”nden başka kapısı yoktur.
Kadınların zincirlerini kırmadığı, kadının birey sayılmadığı bir coğrafyada ne hukuk olur ne de özgürlük.
Temel çökerse, yani kadın özgürleşirse, bu kurnaz düzen de yerle bir olur.
Ama bu kabile zihniyeti değişime direniyor; çünkü medeni insan olmayı, kendi ilkel güç alanına saldırı sayıyor.
Bu düzen ne zamana kadar sürer?
Bunu insan evriminin hızı belirleyecek.
Orasını da tarih gösterecek.